14 Aralık 2013 Cumartesi

Zaten bundan fazla ne yapabilirsin ki hayatta

Agos Gazetesinden Emre Ertani'nin soruları


Şirince’de yaptığınız hangi işten dolayı ceza aldınız?
2008’de yaptığım küçük inşaatlardan birinde ‘mühür bozma’dan dolayı iki yıl hapis cezası aldım. Benim kaygım bunun ardından birkaç tane daha ceza gelmesi. Şirince’de yaptığım çalışmalardan dolayı yerel mahkemede sonuçlanıp Yargıtay aşamasında olan 19 davam var. Bunlardan 9 tanesi sit alanında kaçak inşaattı. Geçen Ekim ayında yapılan bir yasal düzenlemeyle onlarda hapis cezasını ortadan kaldırdılar. Dolayısıyla benim toplam 21 yıl olan cezam 7-8 yıla düştü. Birkaç gün önce savcılıktan gelen tebligatla öğrendim cezaevine gireceğimi. 10 gün içinde teslim olmam gerektiği bildirildi.

Peki, bu tuhaf değil mi? İstanbul’un yüzde 70’i kaçak ama kimseye ceza verilmiyor. Ama size…
Herkesin bildiği bir gerçek var, bu olay kaçak inşaat meselesi değil.

Nedir mesele?
Kendisine biçilen bir rolü oynamayan oyuncunun cezalandırılması meselesi. Sistemin kabullerini sorgulayan, bunun ötesinde birtakım iddialarla ortaya çıkan ve üstelik de Ermeni olan bir adamın yıldırılması hadisesidir bu. Yıldırma mekanizması yeni değildir. Bir yerden bir kararla olmuyor bu, aynı anda onlarca noktadan harekete geçiliyor. Ondan sonra da ancak işin ayrıntısı üzerinden kavga verebiliyorsun.

Siz ideolojik olarak da birçok cephede savaş veriyorsunuz…
Türkiye’de var olan siyasi kampların hiçbirine oturmuyorum. Herhangi bir kampın adamı değilim, beni destekleyen bir zümre yok arkamda. Bu bir bakıma da bana özgürlük kazandırıyor. Birçok insan bana söverken bir yandan da bağımsızlığımı seviyor. Ben her şeye rağmen sevenimin çok olduğunu düşünüyorum.

Sosyal medyada, eşinizle yaşadığınız olayı gündeme getirip ceza aldığınız için “Oh olsun” diyenler var…
Kimileri Ermeni demekten utandığı için başka şeyleri gündeme getiriyor, dillerinin altındaki bakla başka. Kendilerinin de açıklayamayacağı derin bir nefret var bilinçaltında ve bunu başka yollardan ifade ediyorlar.  Ayrıca eşimle yaşadığım olayda kimin haklı olduğuna dair bir bilgi yok ki kimsede. Haklı mıydı bu adam haksız mıydı sorusunun yanıtı verebilen kimse yok. Bu konuda ne ben ne de karım konuştu. Ayrıca Müjde hala en yakınımdır, mesela şimdi Nişanyan Oteli’ni ona devrediyorum.

Bu parantezi kapatıp devam edersek şunu merak ediyorum; cezaevine girmekten kurtulmak için yurt dışına gitmeyi düşünmüyor musunuz?
Bu yaşımdan sonra yurt dışına gidip sefil olamam. Ayrıca yurt dışına gitmem bir yenilgidir ve ben yenilgiyi sevmem, yenilgiyi kabul etmeyeceğim. On binlerce Ermeni pes edip Türkiye’den gitti. Çocukluğumda tanıdığım insanların yüzde 90’ı yurt dışına gitti. Gitmek demek yenilgiyi kabul etmek demektir, marifet burada kalıp mücadele etmek. “Bu memleket bizim, sana yer yok” diyorlar. “Ne münasebet, ben kalıyorum, istiyorsan sen git” diyebilmemiz lazım.

Cezaevine girmemeniz için kampanyalar da başlatılmış. 
Kampanyalardan bir şey çıkmaz. Cezanın ertelenmesi gibi bir durum da olmaz, bu kesinleşmiş bir ceza. Ama bunun ardından gelecek mahkûmiyetler var. Bir tane değil ki, 19 davadan söz ediyoruz. Bu davadan belli bir süre yatacağım, ne kadar olduğu da tam olarak belli değil. Bu beni çok rahatsız etmiyor fakat arkasından hangi cezaların geleceğini bilmemek çok kötü. Arzu ederlerse 9-10 yıl içeride tutarlar beni. Yoksa gidip birkaç ay cezaevinde yatmak beni rahatsız etmez.

Şirince’de yaptığınız evlerin yıkılması gibi bir durum söz konusu mu?
Şu anda öyle bir şey gözükmüyor. Hiçbir aşamada, hiçbir problemi çözmediler. Sadece ertelendi, sümenaltı edildi, bekletildi. Ama ne yapacakları belli olmaz bunların.

“Dini duyguları şey etmek davasından bir şey çıkacağını sanmıyorum. ‘Gözünün üstünde kaşın var’ davasından istediğin kadar hapse atabileceğin adamı din davasından içeri sokup başına dert almaya ne hacet?” diyorsunuz.
Çok mantıklı değil mi sence de? Kalkıp da dine ve peygambere eleştiri yönelttiğim için beni bir yıl üç ay hapse atacağına, ‘Gözünün üstünde kaşın var’ diyerek içeri atarlar, problem olmaz, elin Avrupalısının Amerikalısının eleştirisine maruz kalmazlar.

Ermeni olmanızın ceza almanızda etkili olduğunu düşünüyor musunuz?
Bu süreçte benim Ermeni olmamın oynadığı rol apaçık. Türkiye’de sıra dışı herhangi bir şey yapan herkes cezalandırılır. İsterse soyadın Öztürk olsun, fark etmez. Sıra dışı veya kişilikli bir iş yaparsan cezalandırılırsın. Bir de üstüne Ermeniysen bu katmerlenir.

Sıra dışı olduğunuz için pişman mısınız?
Başka türlü olamazdım, bir insan kendini değiştiremez. Yapım bu, böyle olmaktan da zevk alıyorum, bunu değiştiremem. Gençlik yıllarında insanlar “Şu huyumu, bu huyumu değiştireyim, öyle değil, böyle olayım” der. Belli bir yaştan sonra fark ediyorsun ki, ne kadar çabalarsan çabala öylesindir. Buna alıştığın, kabullendiğin zaman hayat daha kolay gelmeye başlıyor insana. Yaptıklarımdan gurur duyuyorum, düzgün işler yaptım. Gerek bu köyde yaptıklarım, Nişanyan Evleri, Küçük Oteller hadisesi, gerek Matematik Köyü, Tiyatro Medresesi, bilimsel çalışmalarım, etimoloji sözlüğüm, Yanlış Cumhuriyet, kamusal tartışmalara katkılarım açısından düzgün ve temiz bir iş yaptığımı düşünüyorum. Bu ülkede insanlara faydası olan işler yaptığımı, aldığımdan fazlasını bu topluma verdiğimi düşünüyorum. Bu bana çok iyi geliyor, zaten bundan fazla ne yapabilirsin ki hayatta?

36 yorum:

  1. abı senı severım ama aldıgın ceza ıle siyasi hayatının bı alakası olmadıgını dusunuyorum. saygılarımla
    Yanıtla
    Yanıtlar
    1. Kısmen haklısın, kısmen değilsin. Dar olaya odaklanırsan eyvallah. Ama oraya nasıl gelindi, onu düşün.
  2. Adi herifler yine iş başında... Adaleti de kendi pis emellerine alet ediyorlar. Fikriyle mücadele edemedikleri herkesi susturmaya çalışıyorlar. Belki de 500 yıldır Türkiye'nin durumu budur işte. Çok değil, yakın zamanda bu kalleşlerin düzeni bitecek.
    Yanıtla
  3. Sevan abi,
    Sizin gibi birini hapise atsalar bile bu sizin yüceliginizi degistirmeyecek. Sonuna dek arkanizdayiz. Gerekirse hapishanede sizi her gun ziyaret ederiz, ve gelecek yaz duzenlemeyi dusundugunuz felsefe okulunun bir bolumunu hapiste bile yapariz.
    Bu savasta yalniz olmadiginizi biliyorsunuz ve sizi desteklemeye devam edecegimizi bilin lutfen.
    Yanıtla
  4. Sevan, el-kol baglayip beklesin mi insanlar, kabullenmisligi kabul mu etsinler, sen bir cikis yolu bulursun, sana destek verenlere ne yapsinlar yol goster!
    Yanıtla
    Yanıtlar
    1. En iyi açık cezaevleri hangileri, o konuda bilgi iletebilirseniz mesela çoık makbule geçer.
    2. Gemlik çok iyi diye biliyorum... Kapanmadan Mudanya cezaevi de süperdi.. Tam villa mevkisi.. Süper manzara, Tüm körfeze hakim bi' tepede... İnsanın ömrü uzardı orda valla :)

      Yarın Adliyede çalışan mahkumlara sorarım... Aldığım tüyoları da yazarım.
    3. Bursa Adliyesinde 2 mahkuma sordum. Türkiyedeki en iyi açık cezaevinin Dalaman olduğunu söylediler. Gemlikte karışan görüşen olmazmış, mahkumlar çiftlik diye tanımlıyor ama fiziki şartları pek iyi değilmiş.. Bozüyük için de iyi dediler.
      İşinize yayar umarım.
      (içine düştüğümüz duruma bak... hapishane tavsiye ediyoruz...)

      (Bu yazıyı yazdıktan sonra bir an mahkum olarak Bursa Adliyesinde çalıştığınızı ve Baro odasında aklını yitirmiş beyaz türk avukatların ağzının payını verdiğinizi hayal ettim de... Hayali bile yüzüme geniş bi' tebessüm oturmasına yetti.) 
    4. İçeri girersin işte bi selam çakarsın tüm koğuşa ,millet allah kurtarsın der ,Gardiyanlar yerin gösterirler,derler işte şey Gavur hoca sende burda yat ,soğuk ranzalar falan,gece ayak kokar ortalık ,
      sonra şu türküyü söyletirler sana hani yeni geldinya ortamlarına gerçi üstad sen tecrübelisinde mapushane işinde yinede ortam farkı olur.

      Neşet Ertaş – Mapushanelere Güneş Doğmuyor

      Hapishanelere güneş doğmuyor
      Geçiyor bu ömrümde günüm dolmuyor
      Eşim dostum hiç yanıma gelmiyor

      Yok mu hapishane beni arayan
      Bir zindanda ölem ben gardiyan

      Birer birer yoklamayı yaparlar
      Akşam olur kapıları kaparlar
      Bitmiyor geceler olmaz sabahlar




      Yok mu hapishane beni arayan
      Bir zindanda ölem ben gardiyan

      Anamdan doğalı garip kalmışım
      Acı mapushane aha genç yaşım
      Benim zindanlarda ne idi işim

      Yok mu hapishane beni arayan
      Bir zindanda ölem ben gardiyan
  5. Benim tc başta olmak üzre sevmediğim bir sürü ideolojik fikir ve bu fikirleri taşıyan tipler var sırasıyla Kemalistler ,macır göçmenler, maoucular, türksolu, dhkpc , mhp ,ülkücüler, türk ocakları,devyol,devsol,mahir çayan,deniz gezmiş,masonlar,ittihat terakki,nurcular,süleymancılar,azeriler,nakşiciler,chp ,alperenler,türkeş,trt nin tarih belgeselleri,milli gençlik vakfı, mit ,Erbakan, abdulhamit ve dedeleri ,Atatürk, barış manço, talat paşa ,Muhsin Yazıcıoğlu ,arif sağ, kamer genç ,tayyip Erdoğan,enver paşa,egemen bağış,türkler, Aysel tuğluk ,Bülent arınç,abdullah gül ,gün sazak,sırrı süreyya ,sedat peker,osman sınav ,pkk,kck, nihal atsız, abdurrahman Dilipak ,enver Aysever,duvardaki kan filmi , Abdullah Öcalan ,sedat bucak ,hdp,78 liler derneği,Abdullah çatlı vb.leri,ahmet kaya,izmir ve Erzurumlular,ergenekoncular ,68 liler derneği,mustafa Balbay,şemsi hoca efendi ,kurtlar vadisi, necati şaşmaz................ ..........

    bu liste daha çok uzar gider fazlasıda yazılmaz
    Sevan hocam sen bu listelediklerimden ve benzerlerinden uzak dur,aman diyim senin yerin çok farklı doğru yoldasın.herkes seni seviyor.

    Siz ideolojik olarak da birçok cephede savaş veriyorsunuz…

    Türkiye’de var olan siyasi kampların hiçbirine oturmuyorum. Herhangi bir kampın adamı değilim, beni destekleyen bir zümre yok arkamda. Bu bir bakıma da bana özgürlük kazandırıyor. Birçok insan bana söverken bir yandan da bağımsızlığımı seviyor. Ben her şeye rağmen sevenimin çok olduğunu düşünüyorum.
    işte bu helal olsun.biliyoruz zaten.
    Yanıtla
    Yanıtlar
    1. Manyak liste olmuş, bravo. Aynen katılıyorum. Yalnız Sırrı'ya biraz haksızlık olmuş. "İzmir ve Erzurumlular" şahane.
    2. Sıkı liste olmuş... Yalnız macırları anlamadım. Hem de 2. sırada...
    3. Biliyorum Sevanyan Hocam benim istediğim kadar sen Ermeni değilsin.Ama o kadar azsınız ki bünyende ki ‘Ermenilik Ötekisine’ ihtiyaç duyuyorum. Mesajımın adresini bulması için kullanmak zorunda kalıyorum.Ne diyelim buna da sen eyvallah deyiver :)
      SAHNE -1
      ‘Benim TC başta olmak üzere sevmediğim bir sürü ideolojik fikir ve bu fikirleri taşıyan tipler var.’ diyemeyenlerden im…
      Çünkü bu kendini inkar etmek gibi bir şey olur.Sonuçta beğenmediklerimiz le aynı dünyada yaşıyoruz.Kalkıp hepsini yok etmeye,çöpe atmaya da imkanımız yok.Yani ‘onlarda var bende varım’ durumu gerçekliktir aslında…
      Listeyi yapan muhterem zat gibi kendi doğrusunun kibrine kapılmış,üst ayaktan kuru sıkı sallayan ve buna da alkış tutanlarda olabilir.Sevmeme hakkı özgürlükken Sevme hakkını nereye koyacağız peki?
      Çok bilen ‘adsız yorumcu’ almış eline bir satır eti kemiği ayırt etmeden kalın kalın kesmiş. :) Tüm bu sevmedikleriniz sizi de sevmemeye başlayıp,birde bu sevgisizliği nefrete dönüştürürse ne yapacaksın bakalım? Sonuçta her nefret hasım ettiğinin kafasını kırma dürtüsü taşır. Bütün bu liste kolaya kaçmaktan başka bir şey değildir.
      Ötekini listelemek insana bir haz verir.Lezzeti vardır.Ve aklına da kibirden bir taht oluşturur.Empati gücünü zamanla azaltır.Muhatabını anlamaya çalışırken bu çabadan da kolayca vazgeçersin.Kendi doğrun la faşist bir alan yaratmış olursun.
      SAHNE-2
      Alacaklı gibi gelirsen bir başka karşılanırsın,komşu gibi gelirsen ‘İzmirde rakıyla Erzurumda kıtlama çay ikramıyla’ karşılanırsın.Haaa elinde boş gelme. Tatlını da yanında getiriver canım.Anadolulusun bu usülüde bilirsin sen gayri :) Sen anadolulu değilsen dedeni kesen deden,dedemi kesen deden öyleydi.Usül erkan gelenek nedir bilirdi?
      Bilirdi bir tatlının zihniyetlerde ne hazlar yaşattığını.Sen torunu bilmezsen bilmediğin le kalırsın.Bilenler bilmeyenlere öğretmediyse ,halklar cinlet geçirip bir deli halde geçmişde birbirini tükettiyse bugüne alacak çıkarmakta neyin nesi oluyor?
      O cinnet halinin devam filmini çekmeye çalışan.Ucuna da ‘mış’ gibi barış-mış gibi nar taneleri eklemeye çalışanlar var.Ve biz onları biliyoruz.Siyasi bir bilek güreşine tutuşma çabasının saçmalığı ortadayken aynı yerden bile bile tokat yemenizin ne alemi var? Aptallık ve ceberut ruh hali tek ırka mahsus bir durum değil ki? Ahmaklık insanlık içinde anonim bir durumdur.Bu akıl tutulması ‘alacak hesabı çıkarmaya yeminli’ politik öteki taraf dada var.İzmirde,Erzurumda bizim.Biraz insaf yahu…
      Sahne-3
      Şaşkoloz aklına bir şeyh arayanlar Sevanyan’ı ateist şeyhi kabulüyle övme hakkına sahiptir.Bu bloğu da çaput bağlanacak dilek ağacına da çevirebilirler.Ergenlerin ve ‘bilmem kaç yıldır ateistim Sevenyanı da o nedenle severim’ diyenlerin romantik kamplaşmasına da eyvallah.Ruhlarında ki ağrıyan tanrısızlık boşluğuna ilaç diye Sevenya nın fikirlerini merhem merhem sürmek bu ülkede serbest :)
      Ama
      Siz,biz,bizim oğlanlar,oyunumuzu biz birimizle oynarız akılları.Hısım,akraba,tanıdık kalabalıklaşmaları bir sonuç getirmez.
      Sadece ‘adaletin zedelenmemesi ‘ için herkes isterse o zaman tesirli olur.Oda ancak yazarken adaletin topuzunu kaçırmamakla olur.Kendin için istediğin adaleti başkası içinde yaşarken uygularsan zaten samimiyetin enerjisi senide kurtarır.
      Samimiyet önemli…
      Gerisi boş laf !!!
      FİLM BİTTİ …
  6. Oldu mu şimdi... Daha Şirinceye gelip sizinle karşılıklı hasbihal edecektim...
    Yanıtla
    Yanıtlar
    1. 30 Aralığa kadar buradayım Seymin, bol bol hasbıhale vakit var.
    2. sevan bey bana faso dangalak demistiniz.ben size yemeklere diski katiomusunuz demistim.bunu yazarken sizin eski esinize bir kavanoz diski attiginizi bilmeden yazmistim.google dan okuyunca da dogru bir tesbit yaptigimi anladim.bide benden guzel turkce konusosun seni kiskaniyorum.
  7. hocam sıkılırsınız siz şimdi mapusta. isterseniz geliriz ziyaretinize bol bol, tabi yine çalışma odanıza kitlenip kitap yazarsanız bilemem :)
    Yanıtla
  8. "yolların ışıklandırmasına biz karar veririz..Aydın olup,insanlığa doğru yolları aydınlatırsanız size kaçak Elektrikten dolayı ceza keseriz"..ama üzülerek onlara söylemeliyim 'aklı başında her insan' eline kalem alırsa hapis mapis dinlemez.kelimeler kitap olup,yıllar geçsede sayfalarda yaşayacak.
    Türkçe benim ana dilim değil ama sizin yazılarınızı okuduktan sonra az da olsa iyi ki Türkçe'm var dedim.
    Benim ülkemde bu siteye girmek yasaklanmış,3 aydan sonra ilk bu yazıyı görmek çok üzdü beni.
    Yanıtla
  9. Aman hep doğru olayım yanlış hiç bir tarafta olmayayım demek bana göre düpedüz yanlış olmaktır. Bundan korkarak bütün tarafların dışında kendisinin bir taraf olduğunu iddia etmek, ya açıkça siyasi ideolojik bir taraf olduğunu ilan etmektir ya da bütün taraflara karşı tarafsız hatta dışında-üstünde olduğunu iddia etmek anlamına gelir ki bir bakıma tanrısal doğru benim demektir. Ki bana göre tümü de yanlıştır. Doğrular koşullara ve zamana güç dengelerine ilişkilerine göre her an değişim halindedir. Felsefi-politik düzlemde dururken güçler arasında kategorik ayrımlar yapmak birinde yer almak ama kendi mücadele doğrularından taviz vermeden bir yandan da kendi yolunda yürümeye devam etmek tarihten bir doğru öğrenmek gerekirse bu bir gerekliliktir. Yoksa güçler dünyasında tüy kadar ağırlığınız olmaz. Gerçekligin içinde özsel bir doğruluk ve ona katkı yapmak mesele yaptığınızın buna da hiçbir katkısı olmaz. Bilgi bir güç ve taraf olmak taraflar arasında bir taraf yaratmak zorundadır. Kendinizi her türlü taraftan izole, azade sayaraksa bu yapılamaz. O vakit kütüphaneler dolusu bilgi nasıl yerinde durduğu müddetçe matematikteki etkisiz eleman muamelesi görürse işte öyle bir durumdur. Yine matematikte kanıtlanamaz aksiyonel bağıntılar varsa bilgi ve eylem ve bunların arasında bir ortak kümeler üzerinden yazılacak fonksiyonlardır hayata etki edecek olan...
    Yanıtla
    Yanıtlar
    1. Dur tahmin edeyim, 19 yaşındasın. Bildim mi?
    2. :-)))) Hayır bilemediniz. Ama Lisedeki matematik öğretmenlerime teşekkür edebilirsiniz. Hep 9 almış bir öğrenciydim. Ama onları yanlttım. Felsefe ve politikaya merak saldım. ve bunları yaptım da. Bu yazdıklarıma bakmayın. Epeyce şey de biriktirdim. Bilirsiniz. Küçükle küçük büyükle büyük olmadıkça karşınızdakine meramınınızı anlatmanız epeyce güçtür. Benim yazdıklarım Yukarda Kemalistlerden maoculara ordan erzurum ve izmirlilere kadar uzanan listeyi döşeyen yorumcuya katkı niyetiyle yazılmış şeylerdi. Fakat işte naparsınız:-))) 19 yaşın heyecanından dolayı genele yazıvermişim ve yeni bir konu başlığı açmış gibi bir durumlara yol açmış oldum. Özür diliyorum. Bu vesile ile yine 19 yaşın heyecanından lafa kadafan giriş yapım. Bunca bilime bilgiye katkı yapmış olan size bir teşekkür etmeyi de atlamışım. Yaptıklarınızı nerdeyse eksiksiz internetten takip ediyorum. Yaptıklarınızı taktir etmeyen şöyle dursun ama emeğin/eserlerinizin karşısında bariyer olanlara söyleyecek bir ağız dolusu küfürden başka elimden bir şey gelmiyor. İnsan bilime ve bilgiye öğrenme ve katkı yapmak için vardır yoksa niye yaşar desem bunu da 19 yaşın abartılarından saymayın. Çalışmalarınızın kesintisiz sürmesi dilekleriyle sağlıklar dilerim.
    3. madem o listeli yoruma yönelikti bu yazdıkların, onun altına yazıverseydin ya. boşluğa atınca kimi muhatap aldığın belli olmamış işte.
  10. Adaleti kaybedersek herşeyimizi kaybetmiş oluruz…
    Nesli tükenen kıçı kırık bir leoparın öldürülmesinin ağıtını günlerce yakan medyamız, bu ülkede nesli tükenen bir insan türünün yani Ermenilerin nadide bir beynini neden görmezlikden geliyor? Ermeniymiş,atesmiş,biz Türklere çaktırmadan hasımlık yapıyormuş,dağ başında kendine bir derebeylik kurmuş isminede otel demiş ve hatta dağı delip kendine türbe yaptırmışmış.Kanun nizam dinlememiş kafa tutmuş mühür sökmüşmüş…Yahu bırakın bu ucuz bahaneleri.İnançlımısın? Müslüman,Hiristiyan veya Musevimisin? Kuşkun yokmu imanından o zaman rahat bırakın Sevan Hoca gibileri? Konuşsun konuşsun dursun.Ve hatta öldükden sonra gömüleceği kendi elleriyle yaptığı türbeyi inançsız inananları yani imanlı taraftarları çaput bağlıcak,mum yakacak,rakı içecekmiş bize ne? Türbesinin girişine yonturduğu Medusa başı Sevanyanı çarpacak cayır cayır yakacakmış.İnanmadığı cehennemine buradan odun hazırlamışmış kime ne? Arkadaş artık nesli tükenene değer veren bir çağda yaşayıp korumak için müzelere koymuyormuyuz.Sevan hocada öyle birisi işde.Kendi elleriyle yapmış olduğu müzesinde bırakalımda var olsun.İlla sevmemiz gerekmiyor.Ve hatta düşmanımız olacak kadarda gıcık birisi.Gıcıkbir adam olmayı seviyor.Ele avuca sığmıyor.Ama olsun sonuçda bir vatandaşımız ve en önemlisi bir insan.Belli ki korkuyor tedirgin oluyor verilecek cezalardan.Neye inanıyorsan.Hangi kutsalın varsa işde ideolojik yada manevi.Mutlaka orada adaleti ve iyiyi temsil eden bir şeyler vardır hepimizin.O iyi şeylere bakıp vicdanımızda Sevan Hocanın rahat bırakılması gerektiğini buluruz.Tersini söylüyorsa o vicdan zaten insanlık kalmamış demektir.Ve hemen tamir etmemiz fabrika ayarlarımıza yani insanlımıza geri dönmemiz gerekir.Bir ermeni bir türk milliyetçisi Sevanyanın bloğunda dalaşıyordu.Sırf test etmek için son golü atan ermeni milliyetçisine karşı keskin bir türk milliyetçisi gibi cevap yazdım.Test etmek içindi bu.Yayınlamadı.Kızdım Sevanyan Hocaya.Ama düşündüm insandır yapması normaldir dedim…Şimdi ben Türk,Müslüman,inançlı ve imanlı bir insan olarak ve ‘Yanlış Cumhuriyetin’ tüm yanlışlarına rağmen nimetlerinden yararlanan memnunu olarak Sevanyan Hocanın rahat bırakılmasını isteyenlerdenim.SEVMEK ZORUNDA DEĞİLİZ AMA YAŞATMAK VE KENDİ HALİNE KENDİ ÖZGÜRLÜĞÜNE BIRAKMAK ZORUNDAYIZ SEVANYAN’I…Rahat bırakın herifi yahu !!!
    Yanıtla
  11. Socrates'in karısının "seni haksız yere idam ediyorlar!" sezenişi geliyor aklıma... ve bilge insanın "haklı yere olsaydı daha mı iyiydi" yanıtı...

    Yine de duyduğum günden beri öfkeliyim! 20 yıldır ateistim ve bu ülkede tanıdığım, bildiğim en nadide ateist olarak sizi biliyorum. Ermeni olmanızdan da öte ateist olmanızın ve bunu her fırsatta yüksek sesle dile getirmenizin bu kötekte etkisi daha büyüktür diye düşünüyorum. Başınızı ağrıtmamak kaydıyla bir mektupla olsun sizi yalnız bırakmamak için, blog adresinizden gideceğiniz cezaevinin (bunu yazarken bile inanamıyorum) adresini paylaşırsanız sevinirim.

    Seni seviyorum Sevan hocam! Katır gibi inadını seviyorum! Selam ve sevgiyle...

    sinanizmir@gmail.com
    Yanıtla
  12. "olay kaçak yapı değil daha anlamadın mı?" denebilir tabi, kaçak yapı dikenleri içeri atsalardı içanadolu bölgesi kadar cezaevi inşa etmeleri lazım gelirdi herhalde. peki olay kaçak yapı değilse ne? cevabını röportajda fazlasıyla vermişsiniz zaten, önemli olan sizin kendinizi nasıl hissettiğiniz. muhtemelen ilkeli ve tutarlı olmak, dik duruşunu bozmamakla ailenizden uzak kalıp daha önce de yaşamak zorunda kaldığınız "içeri" ortamına yeniden katlanmak arasında gidip geliyorsunuzdur. size temsil ettiğiniz tüm siyasi ve entellektüel kavramların dışında bir insan olarak sabır ve metanet diliyorum. umarım bu badireyi de (daha önce sri lanka'da bile içeri girmiştiniz herhalde) atlatır, yarasız, beresiz ve daha güçlü olarak özgür dünyaya dönersiniz.
    Yanıtla
  13. Abi, sevenlerin olarak örgütlenir don atleti, 2 kelam muhabbeti eksik etmeyiz. Yazdıktan sonra sen, içeriden de rahatsız edersin kodamanları.
    Yanıtla
  14. Bu ülkede hiçbir zaman iyi bir döenm olmadı ki, adalet hiç yerini bulmadı, hiçbir zaman herkes aynı anda özgür olamadı. güçler dengesi değişti gemi bir sağa yattı bir sola bir sağı gün gördü bir solu fakat o gemi hiç ilerlemedi. Nereden çıkıyor bu dönemsel sıkıntı söylemleri bilemiyorum. Sıkıntı bu ülkenin soy adı hiç değişmedi. Sizin gibi insanlar da ancak ona bakana kılavuz, görene ışık oldu. Nerede olursanız olun aynı şnsanlar sizi görecekler ve duyacaklar. Çünki siz hiçbir zaman ve hiçbir yerde hiç konuşmasanız dahi susmazsınız.
    Yanıtla
  15. Mandela yeni öldü ancak bu akılsızlardan birisi hayatına internetten bakmamış bile : ) 
    Yanıtla
  16. Sevan Bey,

    Ben Şirince'yi ziyaret ettim, yaptıklarınızı gördüm, beğendim ve takdir ettim. Kuşadası bölgesi çok ihmal edilmiş, daha doğrusu katli (tecavüzü) devlet tarafından teşvik edilmiş bir bölge. Çocukluğumun o harika Kuşadası-Selçuk bölgesi gitti yerine mahvolmuş bir metropol geldi. Şirince'deki değişiklikler Kuşadası-Selçuk bölgesi için bir umut oldu.

    Siyasi olarak sizin sevmediklerinizdenim yani Atatürkçüyüm. Ama hem devletin hem de Türklüğün yeniden tanımlanması gerektiğine inanıyorum. İnandığım Atatürkçü siyasete göre siz de benim kadar Türksünüz. Yani vatandaşlığı temel alırım.

    Yaptıklarınızın orjinal ve vatana millete faydalı işler olduğunu düşünuyorum. Bence siz iyi bir vatandaşsınız. Ermeni olmanızı hiç de mesele olarak görmüyorum, herkes neyse o. Maalesef İzmirliler'e ve Atatürkçüler'e karşı önyargılısınız.

    Meseleyi Nişanyan-Devlet tartışmasından çıkartıp koalisyonunuzu genişletmeniz lazım. Çünki sizin sevmediğiniz birçok Atatürkçü ve Kemalist hem Matematik Köyü'ne parası ve vakti ile destek oluyor hem de Şirince'nin müdavimi.

    Mesele nedir? Mesele Nişanyan değildir. Mesele Türkiye'ye çok daha sürdürülebilir, çok daha yüksek kar marjı sağlayan bir turizm modeli sunmaktır. Bu da ancak kaliteli adamların aklından ve elinden çıkabilir. Devlet ne kadar saçmalasa da bu gerçeğe itiraz edemez ve sizin katkılarınızı yadsıyamaz. Bu meseleyi bu şekilde sunmak, mekan/kar kalitesinin orjinal kültür/proje ve fikirlerle sağlanabileceğini tekrar tekrar vurgulamak lazım. Bu noktayla çıkın ve İzmir'den, Kuşadası'ndan destek isteyin, Bu desteği alırsınız, Kimse sizi kolayına hapse tıkamaz.

    Saygılarımla.
    Yanıtla
  17. sevan cok enteresan birisin super birisin ama seninle oturup konuşsak kesin sonunda kavga cıkar.
    Yanıtla
  18. feci quod potui faciant meliora potentes
    Yanıtla
    Yanıtlar
    1. bence de çok feci bir şey bu.
  19. Sevan Bey, avukatınız kararı nasıl karşıladı? Bir avukatınız vardır sanırım.
    Yanıtla
  20. Sevan bey, beni bu sene ikinci kez ağlatıyorsunuz: birincisi bu yaz matematik köyüne geldiğimde ve başardığınızı gördüğümde. İkincisi de bu karar karşısında soğuk kanlılığınız. Yüreğine sağlık.
    Yanıtla
  21. Evet sistemin oyunları bitmez. Ermeni bi arkadaşım vardı, soyadı Arakelyan'dı. Çocuk Fransız Dili ve Edebiyatı'nı bitirip Fransa'ya master yapmaya gidecekken, pasaportuna soyismi olarak "Araklıyan" yazmış pasaport şubedeki dallamanın biri. Bu yanlışı hukuk süreciyle düzeltmesi 3 yılını aldı ve tabi bütün gelecek planları yattı. Burada yapılan hata kasıtlı olarak yapılmış ve bir insanın hayatı ayrıntıların gölgesinde karartılmıştı.
    Faşizmin göbeğinde yaşıyoruz.

    Seninle olacağız Sevan.
    Yanıtla
  22. Voltaire'in dediği gibi fikirlerinin tümüne katılmasam da özgürce söyleyebilmen için canımı veririm. Sen bize her zaman lazım olacak bir adamsın Sevan ağabeyciğim, bir ağabeyim yok ama olsa senin gibi bir adam olmasını tercih ederdim, umarım sana içeride kamu yararına çalışma vs. gibi bir ceza filan verirler de, kamu görür kendi yararına bir insan nasıl çalışır ? insan olduğunu hatırlatır kendine. İritbatı kopartmayalım bu blog veya ne ise bize bilgi ver temiz don, kitap, defter kalem vs. ne istersen getirmek boynumuzun borcu. Şimdiden Allah kurtarsın sevgili katır inatlı ağabeyciğim.
    Yanıtla

7 Aralık 2013 Cumartesi

Peygamberlik mesleğine dair


İbranice nabî (geç dönem telaffuzu navi, נָבִיא), "peygamber". “Söylemek, konuşmak” anlamına gelen N-B-A kökünden, esasen “sözcü” demek. Nitekim Eski Yunanca prophêta προφήτα, aynı şekilde, phêmi (söylemek) fiilinden, “sözcü, başkası adına söz söyleyen.” Tanrıdan geldiği farz edilen sözü/ilhamı insanlara iletme işini üstlenmişler.

Antik Yunanda prophêta nispeten düşük prestijli biri, bir tür şaman. Didim’deki Apollon tapınağının prophêta’sı mesela, okuryazar olmayan, yarı-deli bir kadınmış. Muhtemelen birtakım maddeler kullanıp trans haline girer, tanrı Apollon’un mesajlarını dile getirirmiş. Mesajı yorumlayıp ölçülü vezinli beyit haline koymak, kentin en itibarlı ailelerinden seçilen Rahip’lerin işi.

Tevrat’ta da Rahipler (kohanim) sınıfı ile Nebi’lerin ayrı, hatta rakip iki zümre olduğu anlaşılıyor. Rahiplik babadan oğula geçen, kuralları yasa ile tanımlanmış bir meslek. Kurban kesmek, belli törenleri yönetmek onların işi. Nebiler daha arızalı tipler; rahipler ve bilicilerle sık sık çatışma içindeler. Kral danışmanlığı gibi bir işlevleri olduğu anlaşılıyor. Sırası gelince kralla çatışmaktan da pek çekinmemişler. Sanki Türk Oğuzname’lerindeki Dede Korkut’u anımsatan bir konumları var. Nasıl seçildiklerine ilişkin yeterli bilgimiz yok; Elîşa’nın peygamberliği İlyas’tan devralışı hadisesinden anlaşıldığı kadarıyla (II Krallar 2.15) belki bir tür “el verme” yoluyla halife tayin etmişler.

Yeremya 29.26’da “deliler ve nebiler” bir arada anılmışlar. Deli olmasalar da, muhalifleri tarafından bazen öyle suçlandıkları anlaşılıyor. Yeremya 29.1’de Babilliler tüm rahipleri ve nebi’leri toplayıp götürüyor; demek ki aynı anda çok sayıda nebi varmış. I Krallar 18.22’den öğrendiğimize göre Öz Hakiki Tanrı’nın peygamberlerinin yanısıra, kötü tanrı Baal’in de 450 tane nebi’si bulunuyormuş. İlyas peygamberlik yarışında onları yenmiş, sonra hepsini öldürtmüş.

*
Krallık düzeniyle birlikte ortaya çıkmış ve krallıkla birlikte ortadan kalkmış bir kurum olduğu şüphesiz.

Tevrat’ta nebiler zincirinin ilki olarak adı geçen kişi Samuel, gerçi krallıktan öncesine ait, hatta İsrailoğullarına Allah’ın emriyle ilk kral seçtiren kişi (I Samuel 9 v.d.).[1] Ama orada can alıcı bir ayrıntı var: “Eskiden İsrail’de biri Allah’a bir şey sormak istediğinde “haydi biliciye gidelim” derdi. Çünkü bugün peygamber (nabî) denilene o vakit bilici (הָרֹאֶה, kâhin, müneccim) denirdi” (I Samuel 9.9). “Bugün” den kasıt MÖ 7. yy sonu, Tevrat’ın ana tarih anlatısının derlendiği devir. “Eskiden” dediği bundan 300-400 yıl önceki yarı-efsane çağı. “Bugüne” ait bir terim, Tevrat anlatısında eski zamana yansıtılmış. Nitekim aynı hikâyenin alternatif anlatımı olan Tarihler (Chronicles) kitabında Samuel’den “nebî” değil, “bilici” diye söz ediliyor (I Tarihler 9.22).

Samuel neden nebîlik mertebesine yükseltilmiş, anlamak çok zor değil. 7. yy’ın sert siyasi ortamında belli ki nebîlerin kraldan eski ve kraldan yüksek bir makama sahip olduklarının vurgulanması istenmiş. O yüzden ilk kraldan önce gelen, ve Allah’tan aldığı talimatla kralı takdis eden bir nebî gerekmiş. Keza Samuel’den sonraki Nathan ve Oded nebîlerin de kral Davut ile Süleyman’ı bazen takdis, bazen ikaz ettikleri vurgulanmış. Davut ve Süleyman’ın büyük ölçüde mitolojik şahsiyetler olduğu göz önüne alındığında, anlatılan şeyin siyasî anlamı daha net görülüyor.

*

Gerçek bir tarih dönemiyle ve tarihi şahsiyetlerle bağdaştırılabilen ilk nebî İlyas. Kuzey (İsra’el) Krallığında, y. MÖ 870-850 yıllarında hüküm süren kral Ahab zamanında zuhur etmiş. Kralın çok-tanrıcılık eğilimleriyle mücadele etmiş; belki de ilk kez Yahve inancını güçlü bir şekilde öne sürmüş. (Eliyâhu אֱלִיָּהוּ adı “Rabbim Yahve’dir” demek; isimden çok slogan gibi.) Bana öyle geliyor ki nebîlik makamını bir kurum ve kavram olarak ilk tanımlayanlar, İlyas ve halifesi Elîşa. Sonraki nebîler esas olarak onları model almışlar.[2]

Sözleri kitaplaştırılıp Tevrat’a dahil edilen ilk nebi’ler Hosea ve Amos. Onlar da kuzeyli, 700’lü yıllarda yaşamışlar. Tevrat derlemesini oluşturan metinlerin en eskileri muhtemelen bunlar. Her ikisi de henüz Tek Tanrı kavramından çok uzak. Çeşitli tanrılar arasında Yahve’nin en güçlü ve gazabı en müthiş tanrı olduğunu kanıtlamaya çalışmışlar.

Güney (Yahud) Krallığında adı geçen ilk nebi İşaya, 7. yy başı. Onu, tüm nebilerin en karakteristiği olan Yeremya  izlemiş (7. yy sonu). Babil esareti zamanında ve hemen sonrasında Ezekiel ve Zekeriya nebilik etmişler. Kraliyetin çöküşü MÖ 587, nebîler silsilesinin tükenmesi yaklaşık 530 veya 500. Aradaki iki üç kuşak, belli ki kraliyetin geri gelmesi umuduyla eski alışkanlıkları sürdürmüş. Babil dönüşünden ve İkinci Tapınağın inşaından sonraki devirde ise artık nebilerin adı geçmiyor. Mesela MÖ 448 dolayında Yahudi dini yasalarına son şeklini veren ve Tevrat’a dahil iki önemli kitaba konu olan Ezra ve Nehemya nebî değiller. Ezra (Uzeyr) Tevrat’ta sadece Alim (sofer, “molla?”) ve Rahip (kohen) olarak anılıyor (Ezra 7:11, Nehemya 8:9). Nehemya ise Vali ya da Yönetmen (Nehemya 12:26).

*
Musa'nın peygamberliği konusu biraz daha karışık.

Tevrat’taki Musa hikâyesinin en az iki ayrı kalemden çıktığını biliyoruz. Daha eski olanı İkinci Yasa (Deuteronomy), 7. yy sonlarına ait. Diğeri Çıkış, Leviler ve Sayım kitapları, daha geç.

İkinci Yasa yazarının peygamberlik konusuna yaklaşımı tuhaf. 13. babda peygamberlerin (nabiim) “rüya görücü” olduğu, yalan söylediği, ve Allahın onları kahredeceği birkaç kez vurgulanmış. 18. babda ise, İsrailoğulları arasında Allah’ın gerçek sözcüsü olan bir peygamberin (nabî) çıkacağı müjdelenmiş. Bu kişinin Musa olduğu ima ediliyor, ama açıkça söylenmemiş. Nihayet, sonradan eklenmiş izlenimi veren son paragrafta (34.11) “o günden bu yana İsrail’de Musa gibi Tanrı ile yüz yüze görüşen bir peygamber çıkmadı” denilmiş. Bu cümle muğlak, çünkü Musa’nın nabî mi, yoksa tüm nabîlerden üstün başka bir şey mi olduğu anlaşılmıyor.

Mısırdan Çıkış (Exodus) ve Çölde Sayım (Numbers) yazarının tavrı daha net. Çıkış 7.1’de Musa’nın değil kardeşi Harun’un peygamber (nabî) olduğu açıkça belirtilmiş. Çıkış 15.20’e göre kızkardeşleri Miriyam da peygamber (nabiyya). Buna karşılık Musa peygamber değil, daha üstün bir şey. Sayım 12:6-8 bu konuda net. Allah nabi’lerle rüyada konuşur, oysa Musa ile “açıkça, yüz yüze” görüşmüştür.

Bundan ne sonuç çıkaracağız?

Bence şöyle bir şey. 1) Tevrat’ın yazıldığı devirde (MÖ 7. ve 6. yy’larda) nebilerin düzinesi beş paraydı. 2) Tanrıdan direkt mesaj alma tekeli onlara aitti. 3) Nebilerin genellikle yalancı olduğuna dair bir düşünce vardı. 4) Eski zamanda şimdiki nebiler gibi olmayan, tanrıya farklı bir boyutta ulaşmış bir figür lazım oldu. 5) Musa bu göreve uygun bulundu.

Tesadüfen tam bu sırada, Tapınağın bir odasında, Musa Yasalarını içeren eski bir elyazması bulunuverdi (II Krallar 23:24). Yine tesadüfen, bu yasalar kral Yosiah (MÖ 641-609) ile başrahibi Hilkiyah’ın siyasi-dini programına tam denk gelmekteydi. Doğal olarak, o yasaların müellifi olan Musa’nın normal peygamberlerden ayrı bir yere oturtulması gerekti. Oturtuldu.

*

Tevrat’ta NuhYakupYusufDavut ve Süleyman peygamber değildir. İlk üçü Atalar (aboth, patriarchs) kategorisinde sayılır, son ikisi sadece kraldır. İbrahim’den sadece bir yerde (Yaratılış 20:7) nabî diye söz edilir, orada da kastedilen “nefesi kuvvetli hoca” ya da “evliya” gibi bir şey görünüyor.

Öte yandan, tanrı ile direkt hattan görüşmek eğer nebîlere mahsus bir şey ise, eski zamanların fantastik aleminde tanrı(lar)la yüzgöz olan kişilerin tümünün mantıken nebî sayılması gerektiği rahatlıkla iddia edilebilir. Adem ile Havva sık sık Patronla muhatap olmuşlar; Yakup güreş tutmuş; Nuh gemi yapım ve zooloji koleksiyonculuğu talimatı almış. Nebilerden neleri eksik?

Nitekim Tevrat’ta bu yönde hiçbir ifade olmadığı halde, sonraki devirde, yani Hıristiyanlığın doğumu ile Talmud’un oluşumu arasındaki dönemde, nebi kavramının kontrolsüz olarak genişleme eğilimine girdiği anlaşılıyor.

Misal: Tevrat’ta Yônah (Yunus) Amittai adlı bir nebînin oğludur, ama kendisine nebî adı verilmez (II Krallar 14.25). Buna karşılık, hikâyenin ilk anlatımından yaklaşık 700 yıl sonra yazılan Matta İncilinde (12:39, 16:4) Yunus “prophêta” olarak anılır. Tevrat’taki Daniel Babil’de yaşamış bir efsane kahramanıdır; oysa yine Matta 24:15 ve Markos 13:14’e göre Daniel peygamberdir.

*
İncil’deki peygamberlik konusu da hayli sürprizlidir. Ama onu da başka zaman anlatayım.



[1] Samuel Kuran’da Bakara 247’de anılan isimsiz nebîdir. Samuel’in takdis ettiği ilk İsrail kralı Şaûl, Kuran’da Tâlût adıyla anılır. İbraniçe /ş/ harfinin Aramice /t/ halini alması tipiktir. +ût Aramice çoğul ekidir. Tâlût “Şaul’lar” anlamına gelir.
[2] Bugünkü İsrail’in kuzey yarısında Ahab ve babası Omri zamanında (MÖ 900 ve devamı) merkezî bir krallığın ortaya çıktığı, arkeolojik bulgularla desteklenen bir bilgi. Buna karşılık, bunlardan yüz yıl kadar önce Kudüs’te (güneyde) hüküm sürdüğü rivayet edilen Davut ve Süleyman’a ilişkin arkeolojik iz yok. Bu dönemde Kudüs’ün birkaç haneden oluşan bir yarı-göçebe yerleşimi olduğu biliniyor. Güneyde kentleşme ve krallık kurumları ancak MÖ 650’ler dolayında belirmiş. Zengin ve müreffeh Kuzey devletinden daha eski ve daha güçlü bir Güney krallığı efsanesi, hiç şüphesiz 7. yy’ın siyasi gerekleriyle açıklanması gereken bir  
  1. Eninde sonunda müslüman olarak öleceğini tahmin ediyorum sevan bey. Yalan yazmıyorsun hiç, yalan ruhu yok sende. sadece insanları kıpraştırmayı seviyorsun :)
    Yanıtla
    Yanıtlar
    1. adam hiç yalan yazmıyorsa ve bu hiç yalan yazmayan adam din yalan diyorsa.... ?

      canım, hayatım... bu yazılar karşısında kıpraşıyorsan bitanem, sen eninde sonunda müslüman olarak ölmeyecek gibisin:)
  2. Sayın Nişanyan; bazı konular üzerinde düşünüyor olmanız ve bunları aktarmaya çalışma çabanız, var olabilmek adına yapılmış hamleler bütünü olduğu aşikar, özelliklede insanların din anlayışlarına ters düşünce sisteminiz, kendinizi var edebilmek adına kestirme yollar olduğu belli,zaten taş mezar yapma fikrinizde yok olmaktan korkunuzun en büyük delilidir.Fakat yukarda anlattığınız fikir sistemi hep kaynak gösterilerek kurgulanmış.Söylermisiniz size aykırı düşünen insanların kaynak gösterimli anlatılarından ne farkınız var.hadi diyelimki onların gösterdiği kaynaklar saçma yalan şeyler.sizinkilerin doğru olduğu ne malum.Kaynaksız kurgulayabildiğiniz senaryolar amenna lakin kaynaklı kurgulamalar, al birini vur ötekine durumundan ibarettir.Saygılarımla.
    Yanıtla
    Yanıtlar
    1. böyle bi saçmalık da hiç duymamıştım yani :D
      peki o zaman kaynaklara dayanan bir yazı yazıp, sonra kaynakçasını silip, bunu kaynaksız yazdım desek yazının değeri ve inanılırlığı mı artacak? :)
  3. Sevan Hocam; Yazınız çok aydınlatıcı, Peygamberlik, Nebilik, Musevilik ve Hiristiyanlık mitolojileri. Benzer mitlerin, Eski Mısır, Mezopotamya, Nordik, Hind, Eski Yunan, Germanik versiyonlarıda var. Soru şu, Bu mitolojiler, Arap yarımadasına ne zaman, nasıl aktarılmış, ve İslami kavramlar ve mitolojisi haline gelmiş? Yoksa böyle bir aktarım yok, zaten her toplum benzer mitler yaratır mı? Saygılarımla.
    Cihangir Marşan
    Yanıtla
  4. Türkçe'm zayıf ola bilir belki ama üstteki yorumu anlamadım. Ne yani adam sana makul ola bilmek için işkembeden mi konuşsun istiyorsun?
    Yanıtla
  5. mükemmel bir yazı ama başlığı mükemmel ötesi..
    peygamberlik, harbiden de meslek. adamlar gül gibi geçinmişler ve hatta geçinmesininde ötesinde, resmen krallardan daha üstün olmuşlar. öyle ya; tanrı, milyonlarca kulunun içerisinden onu seçmiş, demişki, sen benim sevgili kulumsun, diğer kullarımın hiç biri ile iletişim kurmam, ne bildireceksem sana bildiririm, sende onlara bildirirsin.
    yani kendini peygamber olarak kabul ettiren kimse tanrı'nın elçisi olduğundan, tanrı adına hareket etmiştir. ve insanlarda ona, tanrı'ya gösterdiği saygıyı göstermiştir.
    Yanıtla
  6. şunu sorayım: neden Muhammed Peygamber'den sonra da yine bu kitaplar kadar etkili ve yine bu insanlar kadar iz bırakacak, toplumsal bir hareket sağlayacak yeni bir din ya da bir peygamber çıkmamıştır... Duyarız hep; Terat'ta bir nebinin geleceğinden bahsedilir. Hatta Muhammed Şam'a gittiğinde oradaki rahip onu tanımış ve amcasından onu tekrar Mekke'ye götürmesini istemişti. Zira yahudilerin bir peygamber beklediğini onun da bu çocuğa tıpatıp benzediği söylemişti.
    Yanıtla
  7. Bende şöyle duymuştum: velayet, nübüvvet ve risalet ayrı makamlardır, bunlardan en farklı olanı velayet makamı, çünki hep varolacaktır kesilme sonlanma yok öbür tarafta bile (kıyamette) devam edecek olan makamdır velide konuşan Hakkın bizzat kendisidir yani veli hakta kaybolmuştur(fani) kendi benliği yoktur sözleri aracızız bizzat Hakkın sözüdür; veli herzaman fena bulmaz, bazen kendi benliği gelir ozaman beşer haline geri döner. Nübüvveti anlatmışlar zaten beşeri duyu larıyla ilhamlar alır halk(millet) gibi yorumlar izah eder . Risalet mektup getiren manasına yorum yapmadan bilgi ulaştıran yani elçi gibi mektubu taşır ulaştırır. İnsanlar da yorumlar, belki risalede (mektup) anlaşılmayan durum olursa Hak risalenin devamınıda gönderebilir.Hükündarın elçisinin durumu neyse o işte.
    Yanıtla
    Yanıtlar
    1. Evet. Benim de anladığım kadarıyla umumi müslüman anlayış öyle. Beşeri resuller aynı zamanda nebi. Zira Allah'ın mesajın verebilmek için Allah'tan mesaj verme mertebesinde olmak için Allah'tan mesaj almak lazım. Melekler resuldur, ama onlar zaten tabiyatıyla Allah'la irtibat halindelerdir. Yani inanç öyle.
  8. Patron yazı süper olmuş eline sağlık.. Küçük bi ukalalık yapayım izninle; "Tevrat’ta Nuh, Yakup, Yusuf, Davut ve Süleyman peygamber değildir. İlk üçü Atalar (aboth, patriarchs) kategorisinde sayılır....." demişsin. Nuh değil de Ibo olucaktı sanırım. Nuh "Pre-Patriarch", ama zaten bi sonraki cümlede kastettiğinin bu olduğu anlaşılıyor. Yine de fırsatı kaçırmayım dedim :)

    Take care....
    Yanıtla
  9. Tevrat'ta Gideon, Şaul (Tâlût), Davud ve Golyat (Câlût) ile ilgili farklı dönemlere ait hikayeler ve kişiler birbirlerine karıştırılmış olarak Kuran'a alınmış. Hakimler kitabında (Bap VI ve VII) Tanrı bir gün Yoaş'ın oğlu Gideon'a "İsrail'i Midyan'ın elinden kurtar. Mutlaka seninle beraber olacağım" diye bildirir. Fakat İsrail'in bu kurtuluş vesilesiyle şımarmaması için, yani kendi gücü ile kurtulmuş sanıp böbürlenmemesi için Gideon'a şu emri verir: "Kavmimin sayısı fazladır, sayıyı azalt." Gideon emredildiği gibi yapar ve kavmine "Kim korkuyorsa dönsün" diye bildirir. Yirmi bin kişi geri döner. Geriye on bin kişi kalır. Fakat Tanrı bunu da fazla bulur ve şöyle emreder: "Onları ırmak kenarına indir ki deneyeyim! Ve seninle gidecek olanları ayırayım. Köpeğin diliyle su içer gibi içenleri bir kenara ve dizleri üzerine çökenleri de bir başka tarafa ayır." Bunun üzerine Gideon kendi adamlarını ırmak kenarına götürür. Bunlardan üç yüzü elleriyle suyu ağızlarına götürerek içerler; diğerleri ise su içmek için dizleri üzerine çökerler. Tanrı onların böyle yaptıklarını görünce Gideon'a seslenir: "(Elleriyle ağızlarına götürerek) suyu diliyle içen üç yüz kişi ile İsrail'i kurtaracağım" der. Bu üç yüz kişi ile Gideon Midyanilere karşı savaşır ve koca bir orduyu bozguna uğratır (Tevrat/Hakimler, Bap VII: 2-7). Bu hikayeyi Kuran'a alırken Gideon adını Tâlût'a çevirerek Birinci Samuel kitabında Şaul (Tâlût) ile ilgili hikayeyle karıştırmışlardır; "Tâlût ordusuyla birlikte ayrıldıktan sonra: 'Doğrusu Allah sizi bir ırmakla deneyecektir, ondan içen benden değildir, onu tatmayan (eliyle sadece bir avuç avuçlayan müstesna) şüphesiz bendendir' dedi, onlardan pek azı hariç, sudan içtiler..." (K. 2, 249.) Hakimler kitabındaki hikaye, yenilgiye uğrayan Midyanın İsrailoğulları önünde alçalması ve böylece Gideon'un kırk yıl boyunca ülkeyi huzur içerisinde yönetmesi ile sona erdiği halde Kuran'da sanki Gideon'un ordusu ırmağı geçtikten sonra Câlût'un ordusu ile çarpışmış gibi gösterilmiş ve akabinde Davud'un Câlût'u öldürdüğü bildirilmiştir. Oysa bu olay Birinci Samuel kitabında başka bir dönem itibariyle geçer ve Şaul'un Filistilere karşı savaşmasıyla ilgilidir: Tanrı Samuel'i İsrailoğulları üzerine peygamber yaptıktan sonra Samuel Şaul'u onlara kral olarak atar. Şaul da Davud adında birini kendine silahtar olarak seçer. Filistiler cenk için ordularını topladıklarında Şaul da öyle yapar ve ordusunu Filistilere karşı savaş vermek üzere dizer. Filistilerin ordugahından adı Golyat (Câlût) olan biri çıkar ve Şaul'un adamlarına meydan okurcasına: "Kendiniz için bir adam seçin de yanıma insin. Eğer benimle cenk edebilir ve beni vurursa, o zaman biz size kul oluruz. Fakat eğer ben onu yener ve vurursam o zaman siz bize kul olunuz" der (Tevrat/ I Samuel, Bap XVII: 1-10). Meydan okuyan Golyat'a karşı Davud, gönüllü olarak ileri fırlar ve onu bir vuruşta öldürür. Bunu gören Filistiler kaçmaya başlar; Şaul'un askerleri de onların peşinden koşarak kovalar, sonra dönüp onların ordugahını yağma ederler (Tevrat/I Samuel, Bap XVII: 31-54).
    Yanıtla